Sorunları birlikte çözmezsek geleceğe güvenle yürüyemeyiz


151 | 01.10.2017
| |

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, eğitimin, herhangi bir ideoloji, yapı üzerinden bireyleri mankurtlaştırmaması gerektiğini ifade ederek, “Eğitim, beşerin, insan olma yolculuğuna katkıda bulunmalıdır. İradesine sahip, insanlığa hizmete talip olan şahsiyetli, şuurlu bir kimlik inşasına odaklanmalıdır. Böylesi bir eğitim sistemi, bu sistemin iskeleti olacak eğitim felsefesi ve bu felsefeyi bütünüyle yansıtacak müfredat, devlet yetkisinde, sadece Millî Eğitim Bakanlığı’nın kendi çabasıyla gerçekleştireceği çalışmalarla kurulamaz, oluşturulamaz. Sivil toplum kuruluşlarının, eğitimin paydaşlarının fikirlerine, eleştiri ve önerilerine kulak vermeden, onları sürece dahil etmeden yapılacak her çalışma eksik olacak, sorun çözmekte, çözüm üretmekte yetersiz kalacaktır. Sorunları birlikte çözmezsek, geleceğe güvenle yürüyemeyiz; çözümleri birlikte üretmezsek, fırsat ve imkânları boş yere tüketiriz” dedi.

İstanbul’da gerçekleştirilen 12. Türkiye Buluşması’nın açılışında konuşan Ali Yalçın, refaha odaklanırken, mazlum ve mağdurların felahına uzak kalmadıklarını belirterek, şöyle devam etti: “Eğitim-Bir-Sen’in farkı, dayatılan verili sendikal anlayışı ve sınırları reddedip, medeniyet değerlerimizden beslenen, milletin iradesine değer veren, milletle birlikte yürüyen, özgün ve özgür bir sendikacılığı bu topraklarla tanıştırmasıdır. Bizim sendikacılığımız hem kitabın gereklerine hem de hayatın gerçeklerine yaslanıyor. Sendika bizim için, yeryüzünün imarı ve ıslahı, hayrın inşası, hakkın ve hakikatin aynası, insanlığın felahı için bir araç oldu. Bu nedenle refaha odaklanırken, mazlum ve mağdurların felahına uzak kalmadık. Bordrolardaki rakamlara, emeklilik haklarına, çalışma şartlarına, mali, sosyal ve özlük haklarına yönelirken; dünyayı sömürenleri, insanlığa zulmedenleri görmezden gelmedik. İstediğimiz zam kadar, mazlumları yıkan gam da gündemimizde yer buldu. Maaş artışını dile getirirken, eğitim sistemindeki sıkıntılara lal kesilmedik. Nöbet ücreti mağduriyetini göz önüne sererken, kıyıya vuran Aylan bebeklere kör bakmadık. Ders ücretini artırmak için ter akıtırken, Mısır’a, Arakan’a, Kudüs’e sırtımızı dönmedik. Özlük hakları için koştururken, müfredat ve ders kitapları söz konusu olunca durmadık. Ücrete odaklanıp zulmete göz yummadık.”

 

Sadece büyük değil, etkili ve nitelikli bir sendikayız

Eğitim-Bir-Sen’in, sendikacılık tarihinin miladı, sendikal tarihte yeni bir çağ başlatan fetih hareketi olduğunu kaydeden Yalçın, “Sendikal tarih, Eğitim-Bir-Sen’le birlikte yeni bir eşik kazanmıştır. Hem Türkiye hem de dünya ölçeğinde, vizyon, misyon ve aksiyon itibarıyla sendikacılığın tanımı yeniden yazılmaya başlanmıştır. Maaş telaşına odaklanıp gayrısına kör kesilen, ‘bencil’ ve ‘bireyci’ bakış, bu salonu dolduran öncülerimizde de sendikacılık literatürümüzde de hiç olmadı. Dolayısıyla sendikal sorumluluklar kadar, ülkemize, bölgemize ve dünyaya; milletimize, ümmete ve insanlığa dair sorumluluklar da yüklenmek zorundayız. Biz tam da bunu yapıyoruz. Maaş/ücret/özlük haklarını artırma mücadelesi verirken, sosyal ve demokratik haklar için gayret gösterirken nasıl sendikacılığın hakkını veriyorsak; zulümlere sesimizi yükseltip, mazlumlara yardım eli uzatırken de sendikacılığın hakkını veriyoruz. Filistinlilere zulmeden Siyonistlere tepki veren biziz. Arakanlı mazlumlara el veren, omuz veren biziz. Suriye’yi, Mısır’ı, Doğu Türkistan’ı gündeminden düşürmeyen biziz. Sadece büyük değil, etkili ve nitelikli bir sendikayız” şeklinde konuştu.

Ülkemizin her doğru adımında katkımız, etkimiz var

Bugünlere, sıkıntılı süreçlerden geçerek, zorluklara göğüs gererek, çalışarak, sorunların çözümüne katkıda bulunarak, kazanımlar elde ederek geldiklerini dile getiren Yalçın, şunları söyledi: “Bu ülkenin her doğru adımında katkımız, etkimiz var. Geçmişi hatırlayalım. Bundan on beş yıl önce kim diyebilirdi ki, kadın kamu görevlileri başörtülü olarak görev yapacak, imam hatip liseleri ve meslek liselerinin hakları iade edilecek, katsayı zulmü son bulacak, okullarda Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi okutulacak, Milli Güvenlik Dersi ve andımız tarih olacak, öğretmenlere nöbet ücreti verilecek, yöneticiler de nöbet ücreti oranında zam alacak, Halk Eğitim Merkezi çalışanlarına seminer döneminde ücret ödenecek, ek ders ücretinde kesinti yapılan kalemler azaltılacak, doçentlik jürisinde görev alanlara ücret verilecek, geliştirme ödeneği hayata geçirilecek ve süresi uzatılacak, 4/C’liler 12 ay istihdam edilecek, kadroya geçişler talep edilecek, ek ödemeden yararlanacak, sözleşmeliler kadroya geçecek, hafta sonu kurslarında iki kat ek ders ücreti verilecek, sınav ücretleri iki üç kat artacak, emekli maaşı ve ikramiyesine özel artış yapılacak, taban aylığa mahsus zam alınacak, cuma namazı ve hac izni kamu personel mevzuatına dahil edilecek, helal gıda sertifikası kamu kurumlarında gündeme gelecek, öğretmenlerin özel hizmet tazminatı artırılacak… Bunlara kimse inanmazdı. Ama biz inandık. Bu kadrolar, bu teşkilat inandı. Alnımızı ak, başımızı dik tutan işleri bu inançla başardık. 28 Şubat’ın mağdurlarının haklarının tazmin edileceğini, 28 Şubat ürünü garabet uygulamaların tarihin çöp sepetine gönderileceğini, sekiz yıllık kesintisiz eğitim dayatmasına son verileceğini, eğitim sisteminden, müfredattan, ders kitaplarından, okul ve sınıf ortamlarından darbe ve vesayet dönemi uygulamalarının temizleneceğini söylesek kimseyi inandıramazdık. Biz sadece değişime inandırmadık, değişimi bizzat yaşattık. Çünkü Eğitim-Bir-Sen doğru yerden bakıyor, doğru yere bakıyor. Yanlışları görüyor ve doğruları söylüyor. Bu ülkede eğitime dair iyi ve doğru ne iş olmuşsa, altında bizim terimiz, yerimiz ve imzamız var. Anayasa’dan Millî Eğitim şûralarına, her türlü yasal ve idari düzenlemeleri takip ediyor, yanlışları mimliyor, doğruları destekliyoruz. Sözü olanı dinlemeye, fitnesi olanı dizginlemeye, fikri olanı desteklemeye talibiz ve bunun gereğini yapıyoruz. Kuruluşumuzdan bugüne, yaptıklarımızla, başardıklarımızla bunu defalarca ispatladık.”

 

Sorunları alt alta sıralamıyoruz, çözümleri yan yana koyuyoruz

“25 yılımızı geride bırakıyoruz. Akif İnan’ın yaşadıklarını, Niyazi Yavuz’un çabalarını, Erol Battalların gayretlerini, Ahmet Gündoğdu’nun emeklerini bilmeden, Eğitim-Bir-Sen’in ne olduğunu, nereden nereye geldiğini anlamak da anlatmak da mümkün değildir” diyen Yalçın, “Üye kaydı için gittiği okullarda yöneticileri içeri sokulmayan Eğitim-Bir-Sen bugün 7 kıtayı, 196 ülkeyi mücavir alan belirlemiş durumda, eğitim ve iş birliği protokolü yaptığımız sendikalarla ortak çalışmalar yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sadece tepki veren değil, teklif üreten, sorunlarla beslenmeyen, çözümlerle güçlenen bir sendikayız. Sorunları alt alta sıralamıyoruz. Çözümleri yan yana koyuyoruz. Bizim sendikal anlayışımızda yanlışa itiraz etmek yetmez, doğruyu teklif etmek de gerekir. Bizim sendikal anlayışımızda haksızlığı, adaletsizliği tespit etmek yetmez, adil olanı, hak olanı tesis etmek de gerekir. Hizmet ürettiğimiz alanlarla ilgili eleştirirken, geliştirmeyi; teklif ederken, üretmeyi; tepki verirken. tahrip etmemeyi önceledik. Bizim de sözümüz olsun, sesimiz duyulsun, dostlar alışverişte görsün şeklindeki ucuz tavırlardan uzak durduk. Şubat 2015’te ‘içe, işe, dışa’ şeklinde üç yolculuğumuz olacak demiştik. İçe yolculuk demiştik: Teşkilat eğitimlerimizi yaptık ve bu eğitimlerimize devam ediyoruz. Sendika eğitim formatörlerimizi oluşturduk. İşyeri temsilcilerimizin eğitimlerini gerçekleştirdik. Çok önemli aşamalar kaydettik. Saflarımızı sıklaştırmayı, fikri ve fiili tahkimatı sürdürüyoruz. İşe yolculuk demiştik: İşe yolculukta, yol gösteren, yol açan, yol alan bir sendika olarak çok ciddi çalışmalar gerçekleştirdik. Son günlerde eğitim sistemi, müfredat, ders kitapları, TEOG, YGS ve LYS gibi gündemler, yaptığımız çalışmaların önemini ve değerini bir kez daha ortaya koydu. Bu konuların tamamı bizim uzmanlık alanlarımız. Siyasi irade bu alanlarda yaşanan sıkıntıları yeni yeni fark ederken, son iki yılda raporlarla bu konulara dikkat çektik, çözüm önerileri sunduk. YÖK Kanunu’na, TEOG sistemine, üniversiteye yerleştirme sistemine, müfredata ilişkin itiraz ve tekliflerimizi ürettik; bürokratik yapıya da siyasi iradenin ilgili makamlarına da deklare ettik” ifadelerini kullandı.

Raporlarımızla farkımızı hissettiriyoruz

Eğitim-Bir-Sen’in nitelikli çalışmalarıyla çözüme ilişkin yol gösterdiğini vurgulayan Yalçın, şöyle konuştu: “YÖK Raporumuzda rektör seçimlerinin ürettiği ağır maliyeti dile getirmişiz. Rektör seçim sistemine ilişkin önerimizi ifade etmişiz. Sonuç: Tespitimiz doğru bulundu, önerimiz karşılık buldu ve rektörler seçimle değil, atamayla belirleniyor. O raporda, rektör yetkilerinden de bahsettik. O konudaki sorun hâlâ yaşanmaya devam ediyor. Ona ilişkin önerimiz de umarım en kısa zamanda hayata geçirilir. ‘Türkiye’nin en temel sorunu eğitim, eğitimin en temel sorunu da müfredat’ dedik. Bunu deyip kenara çekilmedik. Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı, en yüksek katılımlı müfredat raporunu hazırladık. Masabaşı çalışandan sınıfta ter akıtan öğretmene, eğitimin bütün öznelerinden fikir, görüş ve öneri aldık. Öğretmenlerle, öğrencilerle konuştuk. ‘Gecikmiş Bir Reform: Müfredatın Demokratikleştirilmesi’ başlıklı raporumuz ses getirdi. Müfredattaki değişim iradesinin fitilini ateşledik.”

 

Eğitim, insanlığa hizmete talip olan şahsiyetli, şuurlu bir kimlik inşasına odaklanmalı

Müfredat konusunda doğru işler yapıldığını, ancak olması gereken noktaya halen ulaşılamadığını söyleyen Yalçın, “Eğitim sistemimiz pozitivist bakıştan arınmış değil. Kutsallaştırılan resmi ideolojinin kalıntılarından tam olarak kurtarılamadı. Pozitivizmden ve ideolojik esintilerden kurtarılmış bir müfredatı hayata geçirmeden eğitimde ve kültürde istenen noktaya gelemeyiz. Eğitim-Bir-Sen’in müfredata, eğitim sistemimizin temel felsefesine bakışı ve bunlarla ilgili fikri nettir. Eğitim, herhangi bir ideoloji üzerinden, herhangi bir yapı üzerinden bireyleri mankurtlaştırmamalı. Eğitim, beşerin, insan olma yolculuğuna katkıda bulunmalı; iradesine sahip, insanlığa hizmete talip olan şahsiyetli, şuurlu bir kimlik inşasına odaklanmalı. Böylesi bir eğitim sistemi, bu sistemin iskeleti olacak eğitim felsefesi ve bu felsefeyi bütünüyle yansıtacak müfredat, devlet yetkisinde, sadece Millî Eğitim Bakanlığı’nın kendi çabasıyla gerçekleştireceği çalışmalarla kurulamaz, oluşturulamaz. Sivil toplum kuruluşlarının, eğitimin paydaşlarının fikirlerine, eleştiri ve önerilerine kulak vermeden, onları sürece dahil etmeden yapılacak her çalışma eksik olacak, sorun çözmekte, çözüm üretmekte yetersiz kalacaktır. Sorunları birlikte çözmezsek, geleceğe güvenle yürüyemeyiz; çözümleri birlikte üretmezsek, fırsat ve imkânları boş yere tüketiriz” diye konuştu.

 

Ders kitaplarıyla ilgili raporumuzu yetkililere ileteceğiz

Ders kitaplarının tartışıldığı, kitaplardaki hatalar üzerinden oluşan bir gündem bulunduğuna dikkat çeken Ali Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğitim-Bir-Sen olarak, mevcut ders kitaplarını inceleme noktasında şubelerimizin de sorumluluk aldığı bir çalışmayı yürütüyoruz. Bütün ders kitaplarını inceledik. Tek tek sorunları tespit ettik, önerileri belirledik. İnceleme sonuçlarını, bulunan aksaklıkları, hataları, ideolojik aidiyete ve ihanet arayışına dayalı içerik ve görselleri de bilimsel açıdan hata içeren yönleri de büyük oranda tespit etmiş durumdayız. Bu kapsamlı çalışmamızın ön raporunu tamamladık ve nihai rapora da son şeklini vermek üzereyiz. Ders kitaplarıyla ilgili raporumuzu yetkili muhataplara en kısa sürede ileteceğiz.”

Sınav sistemi değil yerleştirme sistemi sorunlu

“5. Sınıfın Yabancı Dil Dersi Ağırlıklı Hale Getirilmesi: Zorluklar, Riskler, Alternatifler” başlıklı çalışmada, dil eğitimini dünya örnekleriyle karşılaştırarak analiz ettiklerini ifade eden Yalçın, “Analizimiz sonuç verdi ve bakanlık genele uygulamak yerine pilot uygulamayı seçti. Bu çalışmaların her biri, eğitimi dert edinmenin, eğitim alanındaki kirlenmeyi gidermeyi hedeflemenin ürünüdür. Eğitime Bakış 2016:  İzleme ve Değerlendirme Raporu geniş yankı uyandırdı. Lakin raporumuzun gereği yapılmadığı için TEOG tartışması yaşandı ve TEOG’un tasfiyesiyle sonuçlandı. Şu an bakanlık tarafından bir çalışma yapılıyor. MEB, yaptığı çalışmayı Bakanlar Kurulu’ndan önce, eğitim alanındaki sivil paydaşlara sunmalı ve onlarla tartışmalı, dedik. Bekledik ki, bakanlık telaşın etkisiyle fark etmediği bu yanlıştan vazgeçsin. Ancak, hükûmet, ortaöğretime geçişle ilgili yeni sistemin temel kurgusunu kamuoyuyla paylaştı. Yeni sistemde, TEOG’un asıl sorun oluşturan yerleştirme ayağıyla ilgili bir düzenleme yapılmadığı, en az sorunlu olan sınav ve ölçme alanıyla ilgili değişiklik yapıldığı anlaşılıyor. Yerleştirme sisteminin değişmesi gerekirken, yerleştirme puanının belirlenme şeklinin değişmesi, sorunu yanlış görmek ve bu nedenle yanlışı çözüm olarak sahaya sürmektir” değerlendirmesinde bulundu.

İstişareden kaçırılarak yapılan her çalışma, toplumsal kabul ve destekten yoksun, sorunları çözmekten uzak olacaktır

Yükseköğretime Bakış 2017: İzleme ve Değerlendirme Raporu’nun, alanında ilk ve tek rapor olma özelliği taşıdığını, hem kapsam hem nitelik boyutuyla ilk ve halen tek olduğunu kaydeden Yalçın, “Cumhurbaşkanının gündeme getirmesi üzerine YÖK, üniversiteye yerleştirme sınavını gündemine alarak, kapsamı ve içeriği net olmayan bir açıklamayla yeni sınav sistemi taslağını bitirmek üzere olduğunu deklare etti. Üniversite sayımız artarken üniversiteye yerleştirmelerde memnuniyetsizlik ve boş kontenjan oranı da arttı. Sınavlar, sorular ve yerleştirme sonuçları etrafındaki tartışmalar sürekli gündemi meşgul, manşetleri işgal ediyor. Sistem defalarca değişmesine rağmen sorun devam ediyor. TEOG’da olduğu gibi, yükseköğretime geçiş sisteminin hazırlanmasında da eğitim çevreleri dışlanıyor. Yine telaş var. Yine muhataplarla paylaşım yok. Kamusal tartışma ve istişareden kaçırılarak yapılan her çalışma, toplumsal kabul ve destekten yoksun, sorunları çözmekten uzak olacaktır” dedi.

Eğitim çalışanlarının sorunları ve çözüm önerileri raporuna da değinen Yalçın, eğitim hizmet kolunu oluşturan bütün hizmet sınıfları çalışanlarının sorunlarını tüm boyutlarıyla ele aldıklarını ve çözüm önerileri sunduklarını dile getirerek, “Raporumuz, bu yönüyle sahasındaki en detaylı ve titiz çalışmadır. 1,5 ay içinde üç rapor yayınlayacağız. Birincisi, Suriyeli Çocukların Eğitiminde Güçlükler ve Öneriler Raporu. Türkiye’de 3 milyonu aşkın Suriyeli kardeşimiz yaşıyor şu an. Bu kitlenin yaklaşık 1 milyona yakın bölümü eğitim çağında. Sendika olarak, Suriyeli çocuklarımızın, gençlerimizin eğitimi konusunda ne yapılmalı konusuna kafa yorduk. Yaptığımız çalışma, bu konuda bugüne kadar Türkiye’de hazırlanmış en kapsamlı ve en nitelikli rapor oldu. Şu an raporumuz hazır. İkincisi, Eğitim Yönetiminde Kariyer ve Liyakat Raporu. Eğitim yönetiminde kariyer ve liyakat konusundaki açmazları, sıkıntıları ve çözüm yollarını yaptığımız istişareler, çalıştaylar ve araştırmalarla tespit ederek, önerilerimizle birlikte raporlaştırdık. Bu raporu da kısa bir süre içerisinde açıklayacağız. Üçüncüsü, Eğitime Bakış 2017: İzleme ve Değerlendirme Raporu. Bu raporumuzu titiz bir çalışmayla hazırlıyoruz. 2016’da açıkladığımız raporda yer alıp da henüz çözülmemiş sorunların yanında 2017 yılında görülen sorunları, bunlara ilişkin çözüm önerilerimizi bu raporda ortaya koyacağız. Bu raporumuzu da yakın bir tarihte tamamlamış ve yayımlamış olacağız” şeklinde konuştu.

Eğitim sistemine ilişkin sorunları KHK mantığıyla çözemeyiz

“Eğitimin sorunlarını tespit ve sorunlara çözüm önerileri geliştirme konusunda tecrübe ve birikimimizle hazırladığımız çalışmaların dikkate alınması işlerin kolaylaşmasına neden olacaktır. Aksi halde, tıpkı TEOG ve yükseköğretime giriş sisteminde olduğu gibi, maliyetinin öğrencilere yüklendiği sonuçlar ortaya çıkmaktadır” diyerek sözlerini sürdüren Yalçın, şöyle konuştu: “Yapılması gereken bellidir: Katılımcı demokrasinin gereği, muhataplarla tartışmaktan, paylaşmaktan ve birlikte çalışmaktan kaçınılmamalıdır. Eğitim sistemine ilişkin sorunları KHK mantığıyla çözemeyiz. Bu yolla beklentileri karşılamak ve eğitim alanında çıtayı yukarı taşımak mümkün değildir. Çözüm odaklı sendikacılık felsefemiz bugün hiç olmadığı kadar kıymet kazanmış durumdadır. Biz sendikacılığı diğerlerine göre değil, milletin değerlerine göre yapıyoruz.”

Eğitim iş birliği ağımız her geçen gün genişliyor

Dışa yönelik yolculukta, sıfır noktasından hareketle ulaştıkları nokta çok kıymetli olduğunun altını çizen Yalçın, “Bu yolculuğumuz bereketli bir havza üretti. Gayretlerimiz karşılığını teveccüh şeklinde buldu. 25. yıl buluşmamıza değişik ülkelerden 100’ün üzerinde eğitim sendikacısı katıldı. Eğitim iş birliği ağımız her geçen gün genişliyor. Şu an burada 20 ülkeden ’Uluslararası Eğitim Sendikacısı Sertifika Programı’ katılımcımız var. Geleceğin sendikacıları, daha adil, daha müreffeh ve daha huzurlu yeni bir dünyanın kurucuları olarak gördüğümüz genç sendikacı arkadaşlarımız bizimle birlikteler. Onlar, emeğin hakkı, ekmeğin hakça paylaşımı için, daha insanca çalışma şartları, insan onuruna yakışır çalışma hayatı için zaman ayıran, enerji harcayan genç yürekler; sendikal dayanışmanın büyüklüğünü göstermekte kararlı gençlerdir” ifadelerini kullandı.

 

Küresel sorunlara küresel çözümler üretmek durumundayız

Emek hareketinin evrensel hareket etmek durumunda olduğunu, bu bilinçle çeşitli ülkelere ziyaretlerde bulunduklarını belirten Yalçın, “Dile kolay, bugüne kadar dünyanın farklı kıtalarında, farklı bölgelerinde, farklı ülkelerinde onlarca eğitim sendikasıyla tanıştık, buluştuk, ortak çalışma zemini oluşturduk. İş birliği ve tecrübeden faydalanma kültürümüzün sendikal kulvarda neşvünema bulmasını sağladık. Önümüzdeki hafta, burada bulunan genç arkadaşlarımızın genel başkanlarının da katılımıyla sertifika programının finalini yapmış olacağız. Küresel sorunlara küresel çözümler üretmek durumundayız. Gayretimiz bunun için” diye konuştu.

Filistin, Libya, Mısır, Yemen, Suriye, Arakan, Irak yerel sorun değil

Ali Yalçın, başta Orta Doğu olmak üzere, Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda meydana gelen gelişmelere dikkat çekerek, şunları söyledi: “Coğrafyamızda bir ateş çemberi var ve bu çember birileri tarafından sürekli genişletilmeye çalışılıyor. Yüzyıllık planlar bölgede uygulamaya konuluyor. Suriye, emperyal güçlerin hesaplaşma sahasına döndü. Irak zaten işgal ve sömürü altındadır. 1,5 milyon Iraklı sivil katledildi. Afganistan viraneye döndü. Mısır darbecilere teslim edildi. Libya diye bir ülke kalmadı. Yemen can çekişiyor. Filistin’de işgal derinleşiyor. Arakan kan ağlıyor. Kuzey Irak referandumu yerel bir tasarruf değil, Suriye ile başlayan Orta Doğu’da kaotik ve çatışmalı bölgeler tezgâhına yeni birilerini ekleme çabasıdır. Referandum ile devreye yeni bir fitne çarkı sokuluyor. Hedef belli: Ortalık karışsın, bu medeniyet coğrafyasında gerginlik ve kardeş kavgasına dair yeni bir pazar daha açılsın. Bu nedenle diyoruz ki, Kuzey Irak referandumu yerel bir tasarruf değil.”

 

Ne istediğimizi de nasıl istediğimizi de ne için istediğimizi de iyi biliyoruz

Toplu sözleşme süreciyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Yalçın, “Dünya küresel bir ekonomik daralmanın, krizin içinde. Dünya ekonomisinin küçüldüğü, emek kesiminin gelirlerinin gözlerde büyütüldüğü bir dönemin içindeyiz. Çalışan kesimin aleyhine daralan bir paylaşım realite. AB’nin ekonomik durağanlığı, sermayedarların emek tarafının payını azaltma çabaları, kamuda çalışan sayısını seyreltme hamleleri dünyanın her yerinde hissediliyor. Yurt dışında görüştüğümüz birçok konfederasyon, yeni bir şey almanın değil, mevcudu koruyabilmenin mücadelesini veriyor. Memur-Sen olarak, stresli bir zaman dilimini geride bıraktık. 1 puanın iki milyar TL’yi aştığı, kamu maliyesinin 27 milyardan yukarısını tehlike eşiği olarak gördüğü bir vasatta 4. Dönem Toplu Sözleşmesi’ni yaptık. Tekliflerimizi istişare ve titiz çalışmalar sonucunda hazırladık. Tabandan tavana doğru bir teklif oluşturma sürecini işlettik. Teklifimizin abartılı olduğu ve beklentiyi yüksek tutuğu yönündeki değerlendirmeler açık bir algı operasyonudur. Biz ne istediğimizi de nasıl istediğimizi de ne için istediğimizi de iyi biliyoruz. Siyasi irade, kamu personeli giderlerine ait bütçesini; 2018 yılı için 2017 yılına göre yüzde 8,86, 2019 yılı için ise 2018’e göre yüzde 7,36 artırmayı hedeflemişti. Bu oranların yaklaşık 1-1,5puanlık bölümü derece-kademe yükselmesine, 2 puanlık bölümü ise yeni personel istihdamına tahsis edilmiş. Buna göre siyasi irade ve kamu maliyesi yönetimi, 2018 yılı için toplamda 5 puanlık, 2019 yılı için ise 4 puanlık bir maaş artış oranı planlamış. Kamu İşveren Heyeti’nin ilk teklifi, her iki yıl için 3+3 şeklindeydi. Genele ve hizmet kollarına ilişkin teklif ise getirilmedi. Orta Vadeli Mali Plan’da 2018 için öngörülen 5 puanlık toplam artışı yüzde 7,64’e, 2019 için öngörülen toplam yüzde 4’lük artışı yüzde 9,20’ye, iki yıllık yüzde 9,20 oranındaki toplam artışı ise yüzde 17,54 oranına yükselttik. İlk teklifi yüzde 40’ın üzerinde yükseltmeyi başardık. 16,5 net, 17,54 kümülatif zam elde ettik. Bütün bu oranları Kamu İşveren Heyeti’nin ilk teklifinin 3+3 ve 3+3 gerçeği üzerinden düşündüğümüzde, 2018 için aldığımız 4+3,5 ve 2019 için aldığımız 4+5 zammı açık bir başarıdır. Orta Vadeli Mali Plan’da kamu personeli giderlerine iki yıl için toplamda 27 milyarlık ilave kaynak artışı yaptık. 36 milyarlık bir kaynağın ilave olarak kamu personeline aktarılmasını sağladık. Üstelik, bu kaynağa enflasyon farkı artışları da dahil değil. İmzaladığımız toplu sözleşme; Türkiye’nin içinde bulunduğu netameli dönemde, 15 Temmuz etkilerinin devam ettiği bir süreçte, hem önemi hem değeri itibarıyla yüzümüzü ak, başımızı dik tutan bir sözleşmedir. Yarım puana ikna olmadık, yarım puan daha artırdık. Toplu sözleşme iki yıl geçerlidir. Her toplu sözleşme hükmünü önceki sözleşmelerde olsa dahi yeni bir kazanım olarak görmek gerekiyor. Bir önceki toplu sözleşmede aldığınızı bu sözleşmede de alamazsanız, kazanım hanenizden çıkarılır. Onun için geçen dönemdeki kazanımların bir kısmını koruduk, bir kısmını artırdık. Bu dönem yeni kazanımlarla kazanım havuzumuza 258 kazanım katmış olduk. 3. Dönem Toplu Sözleşme kazanımlarının, üniversite geliştirme ödeneğinin süresinin uzatılmasının, müdür yardımcılarının ek ders ücretlerinin artırılmasının, öğretmenlerin iki toplu sözleşmeyle maaş/gelirlerinde yüzde 45 oranında artış yapılmasının birilerini rahatsız etmesini anlıyorum. Birileri bizim başarımızı gölgelemek, kazandıklarımızı küçümsemek istiyor. Başaramayacaklar” şeklinde konuştu.

Kamu görevlisinin cebinden, ücretinden elinizi, verginizi çekin

Orta Vadeli Program’a ilişkin görüşlerini açıklayan Yalçın, 2018 yılına mahsus MTV’ye yüzde 40 zam planlandığı, kamu görevlilerini de etkileyecek şekilde gelir vergisinin üçüncü diliminde üç puanlık, bir başka ifadeyle, yüzde 11’i aşan oranda artışın yansıtılacağı bir içerik ortaya konulduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Bu programla kamu görevlilerinin maaşlarına el uzatanlara, kamu görevlilerinin gelirlerini düşürerek ekonomik büyüme rakamlarını yükseltmeyi planlayanlara sesleniyorum: Kamu görevlisinin cebinden, ücretinden elinizi, verginizi çekin. Sermayeye verdiğiniz teşviklerin, finans kesimine sağladığınız imkânların karşılığını isteyin. ‘Ekonomi büyüyor, büyümede rekor kırılıyor’ manşetleri atılırken, kamu görevlilerinin maaşına göz dikmek neyin nesidir. Hangisini doğru kabul edelim. Bizim vergi yükümüzü değil, ekonomiyi düzeltin. Kamu maliyesinde denge, kamu görevlilerinin dengesini bozmakla sağlanamaz. Bütçe açığı, kamu görevlilerinin bütçelerinde açık oluşturmakla kapatılamaz. Siyasi irade ve maliye yönetimi, cebimizdekini vermeyeceğimizi, almak isteyene sessiz kalmayacağımızı bilmelidir. Yeni Türkiye bu olmamalı, güçlü Türkiye böyle bir hata yapmamalıdır.”

 

Kadın üye sayımızı daha da artırmalıyız

“Alanlarda olmalı, kazanımları anlatmalıyız. Her bir üyemiz ve üye adayımız kazanımlarımızı, misyonumuzu, fikirlerimizi bilmelidir” diyen Yalçın, “Kadın komisyonları marifetiyle sendikacı kadın üye sayımızı daha da artırmalıyız. Unutmayalım ki, nüfusumuzun ve çalışanlarımızın yaklaşık yüzde 50’si kadın. Emek alanında erkeklerden daha ağır bedeller ödediler. Emekten alıkonulup, ekmekten mahrum bırakıldılar. Siyasi tacizlere, fikri mobbinglere maruz kaldılar. Kadın komisyonlarının çalışmalarına Genel Merkez ve Şube nezdinde özel destek vermeliyiz. Sadece kadın üye sayımız değil, kadın yöneticilerimiz de artmalıdır” açıklamasında bulundu.

 

Genç Memur-Sen çalışmalarına ağırlık vermeliyiz

Konuşmasında gençlik örgütlenmesinin önemine vurgu yapan Yalçın, “En çok ehemmiyet verdiğimiz örgütlenme zeminlerinden biri de Genç Memur-Sen ve öğrenci kulüpleri örgütlenmesi olan ADEM’dir. Geleceğe nitelikli bir nesil ve kadrolar hazırlaması açısından gençlik örgütlenmesi lazımın ötesinde elzemdir. Niceliği niteliğe dönüştürmenin yolu Genç Memur-Sen’in desteklenmesinden geçmektedir. Genç Memur-Sen, dönüştürme bilincinin somutlaşacağı merkezdir. Liselerde, üniversitelerde, yurtlarda arı gibi çalışmalıyız. Akademik Düşünce Eğitim ve Medeniyet Topluluğu’nu (ADEM) güçlendirmeliyiz. ADEM, fikir dünyasının genç bilgelerinin yetişeceği kulüplerimizdir. 119 üniversitemizin 52’sinde ADEM faal durumdadır. ADEM’i her üniversitede aktif hale getirmemiz gerekiyor. Liselerde uyguladığımız ‘Bir Bilenle Bilge Nesil’ çalışması ile gençlik enerjisini bilgelikle buluşturuyoruz. Önemli bir projemiz de ‘Kitap Okuma Yarışması’dır. Bu projeyi yaygınlaştırmalıyız.”
 

Önde olmaya, örnek olmaya devam edeceğiz

Ali Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı: “Üye için, ülke için, insanlık için çalışmaya, ter dökmeye; örgütlenmeyi artırmaya, bereket ve heybeti büyütmeye, kurumsallaşmaya ve markalaşmaya devam. ‘İşimize Bakacağız ve Yeganeleşeceğiz’ diyen Erol Battal’ı doğrulamak için çalışacağız. Önde olmaya, örnek olmaya devam edeceğiz.”

Küfür, Hakaret ve Rencide Edici Yorumlar Yayınlanmayacaktır.

Top